ghurj ..

twitterda ghurj ghurjhan.com rss friendfeedde ghurj linkedinde ghurj lastfmde ghurj facebookta ghurj

 
 

eyvallah.

eyvallah.

gedappa! sevgili blog ve severleri.

geçtiğimiz bayramın ikinci gününde ilkokul arkadaşlarımla buluştuğumu söylemiştim hani. hatırlamadım deme şimdi bana. heh. o yazıda bi cümle kullanmmışım, bundan mütevellit kınama aldım :P okuduklarını sanmıyorum gerçi demiştim. gerçi, yazarken içlerinden bi tanesinin okuduğunu biliyodum ama o anda not düşmemişim. neyse, bu kişi -ismini söyleyip kendisini ifşa etmiciim 75 milyona :D – -ayrıca bakınız: aziz yıldırım tarzı konuşmalar :p – böyle böyle dedin okumuyorum bundan sonra dedi. olcak iş değil sayın seyirciler. burdan kendisine sesleniyorum. gel etme, oku. valla söz bundan sonra demicem :D şaka tabi.

günlerden bugün ben yine geç kaldım işe efenim. dokuza on kala evden çıktım. paramın suyunu çekmesi sebebiyle umarsızca otobüste buldum kendimi. hatta biraz daha param bitseymiş sevgili akbilimde de olmayacakmış. peeh. otobüse bindim ama bi yandan da indiğim duraktaki simitçiden iki adet açmayı nasıl alacağımı düşünüyorum. düşün yani o kadar param bitmiş. yani bi insan ancak bu kadar fakir olabilir. neyse efenim allahtan simitçi arkadaşımız da gıdalarını satmış olsa gerekki, otobüsten indiğimde seyyar dükkanını otobüs durağına zincirlemiş ve olay yerinden hızla uzaklaşmış. hızlı davranmamışta olabilir. kendim uydurdum bunu.

rutin ofis geyikleriyle geçen – evet geyik diyorum. valla usandım artık sitelerden. soğudum ulan internetten resmen. – birgün tam bitecektiki bir kavga ortamıdır başını gösterdi. sevgili patronlarımdan bahsediyorum evet. laf dalaşına girdiler. sonra kesmedi birbirlerine girdiler. kanlar saçıldı ofisin camlarına. itfaiye geldi ağaçta kalan kediyi indirdi. ha ne? yok yok öyle olmadı. laf dalaşında kaldılar sadece :P gerçi çok tatlı bi laf dalaşı oldu. kıskıs gülüyorum içimden. :D neyse. okursanız sevgili patronlarım lütfen yüzüme vurmayınız :P

bir işgününün daha sonunu bulmuş olduk böylece.

sonrasında kadıköye indim. midyeci aradım midye yemek için. – ha bu arada unuttum. nası midye yiceksin, paran yok diceksiniz. yeekyaaa? aldımki maaşımı eheh. – ama ne yazıktırki midyelerinden yememin şerefini onlara yaşatamadım. yoktular ! bende madem öyle dedim, büfecilere yüzümü döndüm. kendileri beni çok iyi karşıladılar. sosislimi yedikten sonra bir de akbilci arkadaşlarımızı ziyaret ettim. sevgili akbilimin karnını doyurdum. ve otobüs durağına gittim. gitmedim. gidecekken saate baktım. yürümeye devam ettim. hani bu ilk durak değilde ikinci durağa gittim. otobüs duraklarının birinde oturdum. otobüsü bekledim. otobüs geldi. otobüse bindim. otobüsten indim. karşıya geçtim. karşıda bekledim. tabi bunları tek başıma yapmadım. yani kısmen hepsini. vazgeçip diğer otobüs durağına yönelmem, başka bi otobüse binmem, başka bi durakta inmem, karşıya geçmem hepsinin sebebi tekti sevgili izleğenler. malum tabi.

ne oldu ne bittiye gelince. yazdım ama yayınlamıyorum. merak edin e mi? arkası yarın filan da değil hem de.

bu yazıyı yazmaya başlamadan sevgili wordpressimin paneline girdim bi kontrol edeyim ne var ne yok dedim. ne göreyim! tam 12 adet yazılmış ancak yayımlanmamış yazı var ayol. -şş laf etme. – taslak haline bekliyorlar. bi ara onları da yayımlayayım diye düşünüyorum. çoğunun da zamanla ilgisi olmadığından dolayı hiç de uğraşmıyorum aslında. ha bi de sıkıldım artık. valla internetten tiksinir hale geldim be. zaten kazandırdığı da geçen senenin yüzde onu bile değil. piyasanın bu hale gelmesini sağlayan çok muhterem adtech ve türevlerine teşekkür etmek istiyorum. insanda şevk bırakmıyorsunuz.

bugün dediğim gibi bağlarbaşında indim otobüsten. konuştuk. dediğim gibi yayınlamıyorum o kısmı. daha sonra dönerken donduğumu hissettim. otobüs bekleyemedim, hemen durağın önündeki sevgili taksinin şöförüne kaş göz yaptım, aynı şekilde o da bana kaş göz yaptı. anlaştık kendisiyle beni taksisine davet etti. hiç sevmem taksiye binince konuşmak isteyen şöförleri normalde. ama bu sefer öyle olmadı be blog ve severleri. işlerden bahsettik okuldan bahsettik. nihayetinde herkesin verdiği tepkiyi aldım. ne okuyorsun sorusuna şu dünyada verilmemesi gereken tek cevaptır kimya demek. ama gel gör ki okuyosan söylemek zorundasın abi. kimya okuyorum dedim. mühendislik mi dedi. yok abi kimya dedim. öğretmenlik mi dedi. yok abi normal düz kimya dedim. haa kimyagerlik yani dedi. evet ulan evet. normal düz kimyagerlik anasını satayım. ulan ben o bölüme girmek için zamanında 320 küsür puan aldım lan. allahsız! sen gelmiş “haa kimyagerlik yani peh” triplerine giriyorsun. artist! diyecektimki sevgili şöför arkadaşımız beni bir sözüyle aldı götürdü. ben de ingilizce öğreniyorum kendi kendime dedi. oha lan dedim. helal olsun dedim. kitaplarını, defterlerini, çıkardığı notları gösterdi. bak dedi nasıl çalışıyorum dedi. yemin ederim takdir ettim. he bana kalmış bişey değil takdir etmek ama olsun be abi. varmı böyle bi adam. liseyi terk etmiş zamanında. taksime bi turist biniyor suratına bakakalıyorum, birşeyler yapmak gerekiyordu ve çatpatta olsa ingilizce öğrenmeye karar verdim dedi. helal olsun ! plakanı alıp burdan yayınlamak isterdim ama tam inerken eziliyordum. kusura bamya. olsun ama sen gönüllerin taksicisisin.

eyvallah.

biterken: oi va voi – refugee çalıyordu.
not: yazıda kullanılan fotoğraf, bir emrah eşki ürünüdür.




etiketler: , , , , , , , , , , , ,




bu yazıyı 21 Aralık 2009 Pazartesi günü saat 21:01 gibi günlük kategorisi için yazdım. beğendiysen ve bu yazıyla ilgili güncellemelerden haberdar olmak istersen rss ile abone olabilirsin, hala bi yorum yapmadıysan yorum yapabilirsin -ki unutma biz blog tutan kişiler ne kadar çok yorum gelirse o kadar çok yazmayı seviyoruz- ya da kendi sitende kullanıp bu linki kaynak gösterebilirsin.
 
 
 

yorumla!