Eylül 29
istanbul.
buradakii yalnızlık hiçbirşeye benzemiyor.
kapını çalan olmaz asla zor gününde.
bir çay içmeye davet edenin olmaz. bir hoş sohbet için.
elbet çıkarsın arkadaşlarına dışarıya da
herkes o kadar meşguldir ki kendisiyle.
birşey alıp vermez kimse. herkes işine bakar.
oturur bir yere ya içer içer kalkarız. ya da eğlence diye gittiğmiz yerdeki aktiviteyi bitirir çıkarız.
kimse dinlemez seni yürekten. lafın üzerine söylenecek mutlaka bir laf vardır.
bu şehirden de bu şehrin insanlarından da nefret ediyorum.
yukarıdaki sözler bi şarkı sözü, yada bi şiir değil. bu sözler istanbul’a okumak üzere yeni gelmiş birinin* “istanbul nasıl?” sorusuna vermiş olduğu bi cevap.
her sabah uyanıyoruz bu şehirde. aynı şekilde de gecesini yaşıyoruz. ama artık o kadar alışmışızki bu tekdüzeliğe. dışarıdan birinin bu şekilde yorumlamasıyla karşı karşıya kalıyoruz istanbul’un fahişeliğiyle. şöyle kalabalık, şöyle çarpık kentleşme var, şöyle insanları var, yağmur yağdı mı trafik kilit olaylarına girmeyeceğim. klişe artık bunlar.
demek istediğim şu. insanların kendilerini kullandırma zorunda olduğu bi kent burası. metropol ama. batı özentiliğinin tavan yaptığı bi yer. hoş doğunun da pek bi farkı yok ya. işin kötüsü şimdi yazıyı okuyoruz ve diyoruz ki “harbiden öyle lan. ne boktan bi hayat”. ama 15 dakika sonra bu boktan hayata gülümsemeler yerleştirip o boku yemeye devam ediyo olacağız. üstelik açık büfe olarak.
yada herneyse.
bugün işi bıraktım. ilk işinde istifa eden ilk insan olarak tarihe geçmiş olabilirim. üstelik sadece 5 gün çalıştım. bakalım. adk’dan aradılar bugün. yapı kredi’de çalışmak üzere iş görüşmesine davet ettiler. çalışacağım yer gebze’deki müdürlük. çok uzak lan. iyi güzel servisi falanı filanı var. ama uzak yani. ben 4 sene boyunca o yolu çektim zaten. tekrar çekemem o yolu hiç. o yüzden görüşmeye gitmeyeceğim. bir adk yetkilisi okuyorsa bildirsin ik’ya. boşuna beklemesinler beni :D
ykb yerine telekomdan haber gelmesini bekliyorum. orada çalışmak çok daha güzel olur diye düşünüyorum. kısmet artık.
sevgiler.
* ümit’in arkadaşı murat.
evet boktan bir şehir
ama yaşamak için yemek zorundayız